|
Ömer Madra'nin yazisini okuyunca çok sasirdim ve sevindim. Bu tarzda
bir yazi yazilabilecegine, yazilmasini çok lüzumlu gördügüm halde,
ihtimal vermiyordum. Ben birkaç deneme yapmistim; ama ölçegi dar
tutulmus yazilardi onlar. Hep 'Bir roman kahramanina söyletilse
acaba tam olarak anlatilabilir mi?' diye düsünmüsümdür. Bu defa
'romana uymaz' denilecekti. Ayrica da, meselenin çesitli ilgi alanlarina
dönük olarak müstakil biçimde ele alinmasini zaruri buldugum yönleri
vardi. Dünya Kupasi'ni, Ronaldo'yu ve Hakan'in degisimini seyredince
bütün bunlar zihnimi yine mesgul etti. Ve Ömer Madra'nin Metin Oktay'i
anlatan yazisini da, 'Türk Edebiyati'nda Futbol' adli kitaptan bu
heyecan günleri içinde okudum. Ayni konuda farkli sayilabilecek
nice anlatimlarla ve tespitlerle karsilasmistim; ama böyle degildi.
Metin Oktay çok yönlü özellikleri olan bir oyuncuydu; onu anlatabilmek
için ne yalniz basina futbolu bilmek yeterdi, ne de sadece edebiyatla
bu is kotarilabilirdi. Cemal Süreya'nin o çok hos ve çok usta isi
dokunmalari, bir tutam lezzetti; fakat doyurucu degildi. Ayrica,
bilmeyenler için 'sanki abartilmis gibi' hissini uyandiracak türdendi.
Çünkü edebiyat çok öne çikmisti. 'Metin Oktay adsizligin büyük siirini
yaratarak en büyük ad oldu. Hiçbir büyük futbolcu bu kadar ekip
adami olamaz... Metin Oktay en büyük futbolcu olarak ayni zamanda
ikincildir de...' 'Metin'de bütün bu büyük futbolcularin yaninda
kendisini daha büyük gösteren bir sey var. Nedir bu acaba?.. Topla
bulusmasi sirasindaki icatçiligi... Öyle de denilebilir; fakat eksik
olur icatçilik dedigi sey, o bulusmanin öncesinde basliyordu. Bulusmak
için yaptiklari bulusunca yaptiklarindan daha az önemli degildir.
Ömer Madra'nin anlattigi bir olay var: 'Galatasaray'a ilk geldigi
sene, takim Istanbulspor'a karsi 2-1 yenik durumdayken, 90. dakikada,
yerden 25 cm. yükseklikte gelen topa uçarak vurdugu kafa ile Istanbulsporlu
11 oyuncunun etten duvarinda açtigi inanilmaz gedik.'
Bunu okuyunca tereddüde düstüm. Çünkü ben de bir Istanbulspor
maçinin son ânini hatirliyordum ve arada fark vardi:
Maçin son ânlari. Galatasaray bunaltiyor, Istanbulspor
dayaniyor. Hakem son düdügü çaldi çalacak. Korner atisina vaktin
yetip yetmeyecegi belli degil. Kapalida hepimiz ayaktayiz, çocuk
yastayim daha... Metin'e baktim, ceza çizgisinin üstünde, hatta
bir iki adim disinda duruyor. Mirildanmaktan kendimi alamadim: 'Buna
sogukkanlilik mi denir, baska bir sey mi? Kalenin önüne bile gitmiyor!'
Çünkü, kornerden gelen topa kafa atarak takimi kurtarmasini bekliyoruz;
baska bir umut yok... Metin'i çizginin üzerinde biraktim, 'belki
baska biri becerir' arayisiyla, söylenmeye de devam ederek, korner
noktasindan yollanan topa bakmaya basladim. Altipas kösesinin açigina
dogru süzülerek inen top, gitti kaleye girdi! Süzülüp iniyorken
gördüm, sonrasini göremedim! Bizim Türker'i dirsegimle dürtüp habire
soruyorum: 'Kim atti, kim atti yahu!' Aglamakli bir sesle 'Anlayamadim.'
dedi... 'Çat' diye bir ses var kafamda; ama neyin nesidir, biz mi
çatladik, top mu çatladi, bir sey göremedim, anlayamadim! Arka tarafa
bakinca, gülümseyen yaslica bir adamla göz göze geldim: 'Metin atti
oglum, Metin.' Ömer Madra'nin anlattigi bu olamaz; çünkü bu bir
kafa degil, vole olayiydi. Arsive baktim; Ömer Madra 1955-56 sezonundan
söz ediyor; 2-2 bitmis... Maça gitme izni alacak yasta degildim
henüz. Ama; 1956-57'de de 2-2 var, bir-iki yil sonrasinda da 'kurtulma
âni'nin yasanmasina uygun skorlar mevcut. Benim hatirladigim, onlardan
biri olmali. Metin Oktay'in çok sik yaptigi seylerdi bunlar.
Muvahhar Ekrem Talu, 'Metin Oktay'i Di Stefano ile
dahi kiyaslayamam, bagislayin!' diyordu. Ben de Ronaldo ile kiyaslayamam.
Ronaldo'yu, Müller'den, Romario'dan çok üstün buldugum halde, Metin
Oktay'la kiyaslayamam. 'Bütünlük' ahengi, estetigi, icatçiligi,
isigi tamamiyeti bakimindan eksik kalir.
1960'larin sonuna dogru, birkaç yil aradan sonra,
Adnan'in israriyla, yine Metin'i seyretmeye gitmistik. Santra yuvarlaginda
hareketli bir haldeyken topla bulustu, 3-4 metre ilerisinde bir
tek rakip oyuncu var. Ne yapacagini biliyorum... Fulelerle üstüne
gidecek, bir küçük sag-sol dalgalanisi ile onu geçip vuracak...
Ama öyle olmadi! Basti topa ve Ugur'a bakti. Ugur (Köken) o müthis
deparlarindan birini atinca da topu milimetrik olarak onun önüne
gönderdi. Ve ben tere batmis bir vaziyette öylece kaldim. Çok zor
yillarimdi, birtakim seylerden vazgeçmem gerektigini hissetmenin
duygusalligi içindeydim. Gördügüm manzara da o tarafima denk düsüyordu...
Adnan mütemadiyen sikistirip 'Neden canin sikildi?' sorusunu tekrarlayip
duruyordu. Dayanamayip patladim: 'Kapilardan çikis var mi? Ben defolup
gideyim! Adam bitmis, yeniden dogmaya çalisiyor. Görmüyor musun?
Bakmaktan görmeye geçemedim bir türlü.'
|